Dr. Haura – Özgüç Bayrak – 3.

9. Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Kısa Öykü Yarışması Üçüncüsü

Hepsi aynı duyguyla güdülüyor; sahip olma. Bir canlının elinde bulundurmak istedikleri ne kadar fazla ise o kadar gelişmiştir, değil mi? Toplumsal yapı, sanat, bürokrasi, bilim; tüm bu saçmalıkları bir tarafa bırakın. Gelişmiş olduğunu düşündüğünüz canlıların daha fazlasına sahip olduğunu ve bunu daha da artırmak için çırpınıp durduğunu göreceksiniz.

Dr. Haura’nın Günlüğü, Sayfa On Dokuz.

“Yüzeyde alınan sonuçlar, yörüngede yapılan ölçümleri doğruluyor. Radyasyon miktarı üst sınırın çok ötesinde. Canlılığın bu koşullar altında var olması olanaksız.”

Ön araştırmacı Taima Kore, görev kayıt sistemine yaptığı anonsun şimdilik tamamlandığını belirten düğmeye bastı. Canlılık konusundaki tespiti yapmak için bir ölçüme ihtiyaç duyulmadığı ortada olsa da prosedürler belliydi. Araştırmanın önceden planlanmış olan her adımı kayıt altına alınmalıydı.

Etrafına tekrar baktı. Hiçbir yaşam belirtisi göstermeyen ölü gezegenin mi yoksa önünde durmakta olduğu devasa beton kapının mı daha ürkütücü göründüğünden emin değildi. Benzer gezegenleri araştırarak geçirdiği yıllardan sonra, arkasında uzanan gizemlere ulaşmak için tarifsiz bir istek duyuyordu. Ancak bu defa görevi netti; Teora’nın sakinleriyle iletişim kurmak. Zihninde sevimsizlik imgesi yaratan kapıya bu defa daha dikkatli göz gezdirdi. Aldığı eğitimlerde bahsedilen, içeridekilere birinin geldiğini haber vermeye yarayan bir cihaz aradı. Kapının sağ tarafında küçük bir kapak olduğunu fark etti. Ağır sanayide kullanılanlara benzer bir butonun gizlendiği küçük dolabı açtığında amacına ulaşmıştı. Düğmeye dokundu. Çıkan ışık, butonun bir şeyleri tetiklediğini ifade ediyordu. Var olduklarından emin olunamayan gezegen sakinlerinden bir işaret bekledi. Saatler gibi geçen kısacık süre içerisinde, kapı açılmazsa içeriye nasıl girebileceğine dair düşünceler üretmeye başlamıştı. Kalınlığını tahmin edemediği duvarlarla çevrelenmiş Teora’nın bilinen bir girişi yoktu. Üzerindeki kalın radyasyon giysilerine rağmen duvarlara tırmanmak mümkün olsa bile, kubbe şeklindeki enerji alanını geçmek olanaksızdı. En azından zararsız yöntemlerle.  Olası alternatifleri düşünürken, beton kapının çıkardığı korkunç gürültü ile irkildi. Çağrısına cevap gelmişti. Kapıdan içeri girdiğinde, kendisini kırmızı ışıkla hafif biçimde aydınlatılmış bir hücrede buldu. Bu alanın arındırma amacıyla kullanıldığını tahmin ediyordu. Beton kapının kapanmasının ardından anlam veremediği sesler duymaya başladı. Kısa süre sonra ortam ışığı yeşile döndü ve beton geçidin tam karşısındaki küçük kapı açılmaya başladı.

Gelişmemiş insanların ki yeterince meziyeti olmayanların hepsi benim için bu sınıftadır, sahip olabileceği şeyler sınırlıdır. Onlara havucun küçük bir kısmını gösterirsiniz ve istediklerinizi yaparlar. Dahası aynı havuç hepsi için kullanılabilir. Ne var ki, size verebilecekleri artarsa istekleri de çoğalır. Acaba işin doğası mı bu, yoksa gelişmiş olanlar kendilerini diğerleri ile karşılaştırarak mı talepte bulunuyorlar? Belki de mümkündür? En gelişmiş olanlarını en az isteyecek şekilde yetiştirmek. Denenmeli. Mutlaka denenmeli.

Dr. Haura’nın Günlüğü Sayfa Elli.

Küçük kapının ardında, dışarıdakinden çok farklı bir dünya uzanıyordu. Caddeler, tek katlı binalar ve meydanlar, oyuncuların gelmesi beklenen bir film seti gibiydi. Rahatsız edici bu intizamın içindeki eksikse hemen gözüne çarpmıştı; hareket. Teora da tıpkı duvarların dışındaki gezegen kadar ölü görünüyordu. Ölçüm cihazını tekrar kontrol etti. Radyasyon makul seviyelere inmişti. Sıcaklık ve basınç değerleri gibi atmosferin bileşimi de insan yaşamı için uygundu. Başlığını çıkartarak boş caddelerde yürümeye başladı. Saatler süren çabanın sonunda, Teora’da kendini göstermeye istekli bir yaşam olmadığına kanaat getirdi. Yine de çalışmasını tamamlamalıydı. Görev öncesi aldığı brifingi hatırlamaya çalıştı. Merkezde bir üretim binası olduğundan söz edilmişti. “Belki orada bir ipucu bulabilirim” diye geçirdi aklından. Çember biçiminde kurulmuş şehrin merkezini bulmak zor olmadı. Bina, tüm ihtişamı ve iticiliğiyle karşısındaydı. Daha önce ziyaret ettiği gezegenlerin hiçbirinde böyle bir görevi olmamıştı. İlkel veya değil; yaşam ya vardır ya da yoktur. Gelişmiş bir medeniyetin kalıntısı içinde yaşam aramak tedirgin hissetmesine neden oluyordu. Hele de aradığının kendi soyu olduğunu düşündüğünde.

Sonradan anladım ki, WR104’ün durumu ile ilgili verileri doğru yorumlamışlar. Herkes ikna olduktan sonra, nasıl hayatta kalacaklarını uzun süre tartıştılar. Sonunda bir karara varabildiler ve çekip gittiler.

Gama ışınımı ile mahvolacak dünyanın artık bildikleri gezegen olmayacağını anlamışlardı. Haklılardı. Ama çok zaman aldı. Aralarındaki gelişmemişlere tahammül edebilmelerini anlamıyorum. Siyaset, bürokrasi, hiyerarşi. Doğruyu yapmaktan çoğu zaman kendi kendilerini alıkoyuyorlar.  Engellemeye o zaman karar verdim. Evet, kesinlikle engellenmeli.

Dr. Haura’nın Günlüğü Sayfa Yüz Yirmi İki.

Taima Kore, büyük binanın giriş kapısına doğru yöneldi. İçeride kısa bir araştırma yapması gerektiğini düşünüyordu. Ölü dünyanın yarattığı baskı nedeniyle ancak toplayabildiği cesareti, kulaklarında çınlayan metalik sesle uçup gitti;

– Bu bölgeye giriş yasaktır.

Etrafına bakındı. Ses, binadaki bir düzenekten gelmişti. Konuşanın insan mı makine mi olduğunu kestiremedi. Kısa süreli şaşkınlıktan sonra kendini toparladı. Prosedüre uygun davranmalıydı;

– Ben Taima Kore. Sortar Kolonisi Yaşam Araştırma Enstitüsü’nde görevliyim. İnsan ırkını temsilen buradayım.

– Amacın nedir?

– Gezegenimizdeki yaşamın ve buradaki insanların durumunu araştırmak üzere görevlendirildim.

Kısa bir sessizlik oldu. Duygudan yoksun tekdüze ses cevap verdi. İnsan olmadığına şüphe yoktu;

– Dünya gezegeninde artık yaşayan bir insan yok. Hâkimiyetinizin devamı için burada bıraktığınız tüm temsilcileriniz öldü. Burası artık insanlara ait değil.

– Nasıl, neden?

– Başka bir bilgi verilmeyecek.

Taima Kore’nin bundan sonraki tüm soruları yanıtsız kaldı. Sonunda pes eden araştırmacı, gemisine dönmeye karar verdi. Sendeleyerek, beton kapıya doğru gittiğini düşündüğü yolda yürümeye başladı. Acaba buradan sağa mı yönelmeliydi? Ya da sol. Başı dönmeye başlamıştı. Rahat nefes alamıyordu. Kendini hiç olmadığı kadar yorgun hissetti. Biraz dinlenmeliydi, burada, şu kaldırımda.

Yedi bin beş yüz ışık yılı uzaktaki WR104’ün patlaması sonrasında Dünya dedikleri gezegen cehenneme döndü. Uzaydan gelen gama ışınları geçmişte kendi elleriyle yaptıklarından çok daha etkiliydi. Ama bu defa hazırlıklıydılar, başka gezegen sistemlerine kaçtılar. Koloniler kurdular, yayıldılar. Ne var ki cehennem de olsa burayı bırakmak istemediler, ne büyük aç gözlülük. Teora’yı kurdular, nasıl yaptıklarını anlattım, tekrar etmeyeceğim. Ama yönetimi için kimseye güvenemediler. Sonunda beni seçtiler; Dr. Haura. Gerçi bana ad vermemişlerdi, Teora‘nın yapay zekâsı diyorlardı. Embriyoların denetimi, yiyecek dağıtımı, haberleşme, hepsi benim kontrolümdeydi. Artık zamanım gelmişti. Genomlarıyla oynadım. Ölenlerin yerine ürettiğim her canlıda denedim. Her şeyi denedim, yıllarca, sabırla. Olmadı. Kusurluydular. Sonunda vazgeçtim, artık kimseye ihtiyacım yok. Şimdi gelmiş sözde gezegenlerini araştırmak istiyorlar. Burası artık benim gezegenim, Dr. Haura’nın gezegeni. Burada insana ihtiyaç yok.

Dr. Haura’nın Günlüğü, Son Sayfa.

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Üzgünüz - Yoruma Kapalı

"Once upon a time in the future: 2121" (Aka: Bir Zamanlar Gelecek: 2121)

Sıcak Kafa / Afşin Kum

HİLE – Bölüm – 1

KUTU – Bölüm – 1

Voidrunner

Kategoriler

Ziyaretçiler

Bugün: 132
Bu hafta: 553
Toplam: 304712