Kalkış İçin Her Şey Hazır – Hakan Taşkıran

Kalkış için her şey hazır, son kontroller yapıldı ve adaylar kapsüllere yüklendi.

Kapsüllere yüklenen insanlara aday demeleri doğru gelmiyordu Fanu’ya. Üçüncü bölgede yaşayan insanlar, kendi istekleri dışında alıkonuyor ve Kuiper Kuşağındaki tanrı kralımız Allghoi Khorkhoi’nin yaşadığı iddia edilen Galbaga tapınağındaki platformlarda ayrıştırılıp enerjiye dönüştürülerek depolanıyorlardı. Elde edilen enerji ile de tabi ki birinci bölgenin ihtiyaçları karşılanıyordu. Yani or­tada bir adaylık söz konusu değildi aslında ama yine de Allghoi Khorkhoi galaksimizi korusun!

Kendisi de üçüncü bölgede yaşayan biri olmasına rağmen kapsül kargo pilotu olmaya hak kazandığı için alıkonmalardan muaftı fakat bugüne kadar yüzlerce alı­konmaya şahit olmuş ve hatta birkaç kez yakalanmaktan kıl payı kurtulmuştu. Bunun nasıl bir dehşet olduğunu, her an yok edilme ihtimali ile karşı karşıya kalanlar iyi bilir. Dışa vurmasa da altında ezildiği bu sistem onu içten içe barbarlaştırmıştı. Yaşadığı bölgede nefret edilen muaflar­dan biri olarak, kendi insanlarına ihanet ediyor olsa da ço­cukluğundan beri düşlediği uzaya açılma hayalleri gerçek oluyordu. Ve tabi ki buna değerdi.

Bu Fanu’nun ilk uçuşu olacaktı, tüm simülasyon test­lerini ve Dünya’da gerçekleştirilen deneme uçuşlarını ba­şarıyla geçmiş olmasına rağmen gerçek bir uzay uçuşunun farklı olacağını biliyordu ve bunun heyecanı tüm sinir sis­temini uyarırken kokpitteki yerini aldı. Eski model, sert görünüşlü gemisi büyük hangardaki fırlatma rampasında titreşerek ana motorların ateşlenmesini bekliyordu. İtki odaları ısınırken geminin gövdesi boyunca yükselen rezo­nans, kaptan koltuğuna sabitlenmiş biyometrik sensörler­deki hafif bir titreşimle kendini Fanu’ya hissettirdi. Geri sayım sıfıra indiğinde, plazma enjeksiyonlu ana itici dev­reye girdi ve kapsül, saniyeler içinde Mach 1’i aşarak yo­ğun troposferin içinden tırmanmaya başladı. 15 kilometre irtifada dış basınç dramatik biçimde düşerken, ısı kalkanı atmosferik sürtünmenin yarattığı kızıllığı geminin ön ca­mına yansıtıyordu. Stratosfere geçildiğinde aerodinamik kontrol yüzeyleri işlevini yitiriyor, yerini reaksiyon kontrol iticileri alıyordu. 50’nci kilometrede çevre neredeyse ses­sizliğe büründü; titreşimler azaldı, gövdeye çarpan hava molekülleri seyrekleşti. Son itki düzeltmesiyle gemi Kar­man çizgisini aştı ve bir anda, motordan gelen kesik uğultu dışında her şey mutlak bir durağanlığa dönüştü. Fanu artık Dünya atmosferinin dışındaydı: hayatını geçirdiği geze­gen, ekranındaki mavi beyaz bir spirale dönüşmüştü.

Güverte camından gördüğü tarifsiz karanlığın karşısın­da gülümsemesini durduramadı. Durdurmakta istemedi. Yıllardır ilk kez gerçekten mutluydu! Sırada daha da uzak­lara gitmek vardı, karanlık denizde bir süre süzüldükten sonra sıçrama için derin bir nefes aldı ve narin parmakla­rıyla warp motorunu çalıştıracak kolu nazikçe kavradı…

Warp çekirdeği aktifleştiğinde, geminin omurgası bo­yunca mavi-beyaz bir enerji titreşimi dolaşmaya başladı. Uzay, görünmez bir zar gibi bükülüyor, yıldızlar çizgiler halinde uzayıp kayıyordu. Fanu sıçrama koordinatlarını onayladığı anda warp alanı çöktü ve gemi, etrafını bir an­lığına saran yapay bir tekilliğin içinde çekildi. Saniyenin binde birinde uzay dokusu yeniden örülürken, geminin fiziksel konumu ile bulunduğu nokta arasındaki mesafe, adeta evrenin iki ayrı yüzeyinin birbirine değdiği bir geçit­ten süzülür gibi kat edildi. Her yeri kaplayan bir ışık ve onu izleyen anlık bir karanlığın ardından tüm göstergeler me­kanik bir tınıyla yeniden hayata döndü. Gemi artık Kuiper Kuşağı’nın dış halkasında, Galbaga tapınağının sol tara­fında beliren loş parıltının birkaç bin kilometre yakınında sabitlendi. Geride bıraktığı yolculuk yalnızca bir titreşim­di ve kesinlikle Dünya’da deneyimlediği simülasyonlara benzemiyordu. Heyecanını bastırarak görevine odaklanan Fanu, hiçliğin ortasında asılı duran bir ateş böceğine ben­zeyen hedefine doğru yol almaya başladı.

Gemi, enerji dönüşüm platformuna yaklaşırken sistem ekranında milisaniyelik bir spektrum kayması belirdi ve beklenmedik bir sarsıntı yaşandı. Gövdenin sancak tara­fında ani bir enerji düşüşü kaydedildiği sırada dış yüzeye yapışan küçük, uzaydan daha siyah bir yaratık geminin tüm gövdesine yayılan titreşimli bir akım yaymaya baş­ladı; ardından tüm devreler eş zamanlı olarak kapandı ve gemi, sonsuz karanlığın ortasında kendi karanlığına gö­müldü.

Fanu, acil basınç protokolünü devreye sokup dış gö­reve hazırlanarak boşluğun keskin sessizliğine adım attı. Zihnindeki gürültü, kaskında dolanan solunum yankısı dı­şında hiçbir sesi barındırmayan gerçeklikle tam bir tezat oluşturuyordu. Manyetik botlarla gövdeye tutunarak ge­minin ısı kaynağına doğru ilerlerken küçük yaratık bilinçli bir şekilde Fanu’nun hareketlerini izliyordu. Fanu kapak vidalarını gevşetmeye çalışırken küçük yaratık gizlice ara­cın içine sızdı ve hiç duraksamadan iç panelde gittiği yeri biliyormuş gibi; adayları muhafaza eden kapsüllerden bi­rine doğru ilerledi. Kapsülün üzerine bir insan boyu kadar tırmandıktan sonra sıvı formuna yakın bir esneklikle metal plakaların arasından içeri girdi. Kapsülde uyutulmuş halde duran erkek adayın kulağından beynine doğru sızdığı anda adam gözlerini açtı.

O sırada gemi tekrar sarsılarak karanlığın ortasında göz kırpar gibi aktif oldu. Gemisinin yeniden çalışır durumda olduğunu anladığında, sarsıntının yarattığı tehlikeyi umur­samadan hava kilidine dönüp kabine giriş yapan Fanu, sanki hiç durmamış gibi rotasına sadık bir şekilde enerji dönüşüm platformuna doğru ilerlemeye devam ettiklerini gördü. Bu durum karşısında hissettiği korku ve şaşkınlığa rağmen kokpite geçip bir an önce bu işi bitirmek için ge­minin hızını yükseltti.

Hedef noktaya ulaşmak için yaklaşık kır beş dakikalık mesafeyi ağlamamak için kendini tutup, zihnini sustura­rak, adeta titrer vaziyette geçti ve nihayet tapınağa ulaşıp gemisini sorunsuz bir şekilde platforma kilitlemeyi başar­dı. Şimdi aday kapsüllerini platforma bırakıp enerji tüp­lerinin dolduracak ve arkasına bakmadan geri dönecekti. Her kapsülün içinde bir insan olduğu gerçeğini düşünme­meye çalışarak ayağa kalkıp kokpit camından dışarıyı iz­ledi. Buzulların ortasındaki bir dağa oyulmuş gibi duran tapınağın önündeki kare zemine yerleştirilmiş iç içe geçen üç daireden oluşan bir platformdu bu. Parıldayan yıldızları kucaklayan karanlık ve iki metal uydulu gökyüzünün al­tında, platformun kapsül alım kapağından yayılan kırmızı ışık dışında her yer turkuaz ve beyazdı. Tanıdık gelseler de tapınak duvarlarındaki sembollerin ne anlama geldiğine dair hiçbir fikri yoktu. Camdaki yansımasında, doğduğu gezegenden yaklaşık otuz dokuz astronomik birim uzak­lıktaki çatık kaşlı kadını görünce gücünü topladı. Kendi­sine göz kırpıp, kokpitten ayrılarak az sonra yaşayacağı şoktan habersiz bir şekilde depo kısmına doğru ilerledi…

İçi boş bir kapsül görmeyi beklemeyen Fanu, silahı­nı çekerek, tedirgin fakat kararlı bir şekilde depoya adım attı. Kapsüllerden birinin kapağı hiçbir zorlanma belirtisi olmadan açılmış, içi boş halde karşısındaydı. Asıl korku­tucu olan ise vahşi hayvanlara özgü hırıltılı bir nefes alma sesinin tüm depoda yankılanıyor olmasıydı. Tüm kasları gerilmiş halde depoda gözlerini gezdiren Fanu, kapsüller­den birinin arkasından kendisine doğru saldıran dönüşüm geçirmiş adama ateş edip deponun diğer tarafına kaçarak ateş etmeye devam etti. Bu şekilde etkisiz hale getirile­meyen adam dönüşüme uğramış çenesini bir canavar gibi açarak Fanu’nun üzerine atladığı sırada aldığı darbelerle biraz sendeledi ve bu birkaç saniyelik süre sayesinde Fanu, depodan kaçıp kapıyı kapatmayı başardı. Hemen arkasın­dan koşan adam cam duvara çarpıp geri çekildi.

Fanu, korkudan titreyen elleriyle odanın içine gaz sa­lınımı başlattı. Bayıltıcı gaz depoya yayılırken, yaratığa dönüşmüş adam bir kez daha cam kapıya saldırdı fakat etrafını saran gazla birlikte geri çekildi.

Fanu’nun aldığı eğitimlerin hiçbiri böyle bir senaryo­yu kapsamasa da karşısındaki adamla mücadele etmekten başka çaresi yoktu. Bir süre bekledikten sonra adamın ba­yıldığını düşünerek silahını doğrultulmuş vaziyette, usulca kapıyı açmaya hazırlanırken, gemide küçük bir sarsıntı ya­şandı ve her yer karanlığa gömüldü. O sırada cam kapıya sert bir darbe daha indi. Çatlayan cam bir sonraki darbede kırılınca serbest kalan adam, karanlık koridorun sonundan eklem yerlerine açılan ateşle yere serildi. Rakibini yavaş­latan Fanu, geminin dış görev hattına koşarken manyetik oksijen başlığını aktif hale getirip manuel bir şekilde ge­minin kapısını açtı ve az önce camdan izlediği manzaranın içine atladı. Platform üzerindeki geminin kapısını görebi­leceği bir noktada konumlanıp silahını doğrultarak avını bekleyen Fanu, peşinden gelen yaratığı gördüğü anda te­tiğe asıldı. Aldığı darbelerin şokuyla tekrar gemiye giren yaratık, kapının önünde ileri atılmak için pozisyon aldı. Kısa süren gergin bir bekleyişin ardından yaratık, bek­lenmedik bir hızla dışarı fırlayınca kendisine açılan ateş­ten kurtulup Fanu’nun üzerine atlamayı başardı. Platform halkalarından bir alt katmana düşerlerken kırılan bir metal parçasını tutup yaratığa saplayan Fanu, biraz ileride gör­düğü kuyu benzeri boşluklardan birinin içine atladı. İçinde ne olduğunu bilmeden atladığı borudan zeminine düştü­ğünde kemiklerinde hissettiği acıya rağmen silahını yukarı doğrultup hedefinin gelmesini bekleyecek gücü kendinde buldu. Peşindeki yaratığı gördüğü anda ateşlenen silahı bu kez avını kafasından vurmayı başarınca hızla doğrulup karşısındaki dar koridorda koşmaya başladı. Kısa aralık­larla arkasını kontrol ederek ilerleyen Fanu, çok geçmeden yolun sonuna geldi. Dark koridor, yaklaşık otuz metrelik duvarlarla çevrelenmiş geniş bir salonun duvarındaki açık­lıkla sonlanıyordu. Bu yüksek uçurumun kenarında zar zor ayakta duran Fanu, gözlerinden beynine aktarılan görün­tülere inanmakta zorlanıyordu. Çünkü gördükleri, az önce kendisini kovalayan yaratığa dönüşmüş adamdan daha da çarpıcıydı.

Bir kez daha arkasına baktı, adam peşinde değildi. Şaş­kınlığının verdiği durulukla bakışlarını fantastik diyebile­ceği manzaraya çevirdi. Duvarları ve zemini içgüdüleri ha­rekete geçiren sembollerle bezenmiş salonun ışık saçan tek bir sembolle işaretlenmiş karşı duvarında dev bir böceği andıran yaklaşık on dört metrelik canavar, yerden üç metre yükseklikte havada süzülüyordu. Etrafa yaydığı tedirgin­lik yaşayan her canlının içine işler gibiydi ki; canavarın önünde yere kapanmış vaziyette tapınan bir grup insan da bunun kanıtıydı. Fanu’nun yaşamı boyunca varlığına inan­madığı Allghoi Khorkhoi şu an tam karşısındaydı. Dehşet ve hayranlık tüm hislerini ele geçirirken bir hışırtı duydu. Arkasını döndüğü anda peşindeki yaratığa dönüşmüş ada­mın sessizce yaklaşmış olduğunu görmesi, uçurumdan aşağı itilmesiyle eş zamanlı oldu.

Sert zemine düştüğü anda manyetik oksijen kaskı pasif duruma geçen Fanu’nun burnundan ve ağzından süzülen kanlar yerde asimetrik şekiller oluştururken, onu aşağı iten yaratığın yere çakılma sesi salonda yankılandı. Yerde cansız yatan adamın dönüşüme uğramış ağzından çıkan küçük siyah yaratık, hemen yanındaki Fanu’nun üzerine tırmanıp kulağından içeri doğru kendinden emin bir işgalci gibi yoluna devam etti…

Gözlerini açtığında, görme biçimi ve hissettikleri fark­lıydı artık Fanu’nun. Renkler ve kokular başka bir yaşam formuna ait gibiydi. Çok derinlerde de olsa eski benliğini hissedebiliyordu fakat ayağa kalktığı anda kendinden çok uzakta olduğunu anladı. O artık, henüz bundan haberdar olmasalar da her insanın olmayı beklediği kişiye dönüş­müştü. Zihnine ve bedenine yayılan olağanüstü titreşim, Allghoi Khorkhoi’nin huzuruna doğru adım atmasını em­retti. Kusursuz adımlar birbirini izlerken kendisine yol açan insanların arasından geçip yeni tanrısını selamladı ve önünde korkuyla iç içe geçmiş bir saygıyla yere kapandı.

Kapsülleri platforma yükleyip enerji tüplerini dolduran Fanu, donuk bakışlarıyla kokpite geçti. Camdaki yansıma­da gördüğü kadın fiziksel olarak aynıydı fakat bakışlarında gizlenen evrim, evini fethetmek için yola çıkmaya hazırla­nan birine aitti.

Enerji dönüşüm platformu üzerinde titreşen geminin ana motorlarından duyulan ses ile kalkış gerçekleşti. Fanu, evine dönmek için karanlık denizin sularına doğru yüksel­di.

Allghoi Khorkhoi bizleri korusun!

Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Dergisi / Aralık 2025 / sayı 95