Deja Vu – Gamze Öz

deja vu_2

4.Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Kısa Öykü Yarışması

Baş astronom elinde büyük bir parşömen rulosuyla rasathaneden fırlayarak koşar adım büyük köprü yönünde seğirtti. Ayağındaki deri sandaletlerin taş döşeli zeminde çıkardığı ses yolu çevreleyen duvarlardan yankılanıyordu. Sağa doğru kıvrılan patikayı izleyerek çok geçmeden büyük köprüye ulaştı ve yeniden sağa dönerek merkezi adaya doğru yoluna devam etti.
Büyük Köprü iç içe geçmiş dört halka ile bunları ayıran üç kanaldan oluşan adayı baştan başa birbirine bağlayan ana yolu oluşturuyordu. Baş astronom rasathanenin bulunduğu ikinci halkadan, kraliyet sarayının bulunduğu merkez adasına ulaşmak için en içte kalan ince kanalın üzerinden hızlı adımlarla geçerken nisan sonu güneşi kanalın sularından yansıyarak gözlerini kamaştırıyordu.
Genç adam merkezi adaya varır varmaz saraya giden geniş taş yola saptı. Geç kalmamış olduğunu umuyordu, ne de olsa her gün Kral Mu tarafından saraya çağrılmıyordu. Kralın sakin bir gününde olmasını yürekten diledi, çünkü vereceği haberler hiç de iç açıcı değildi.
Adanın ortasında yer alan sarayın bulunduğu meydanı boydan boya geçerken ada halkının “yansıma havuzu” olarak adlandırdığı ve dâhice bir mimariye sahip su birikintisinin de önünden geçti. Kral Mu’nun tahta çıktığı gençlik yıllarında yabancı bir mimara inşa ettirdiği bu havuzla gurur duyduğunu biliyordu. Aradan yıllar geçse de, yansımalı havuz hala bu ada ülkesinin dış dünyadan soyutlanmış yaşam biçiminin en önemli sembolü idi.
Artık sarayın önünde yükselen mermer merdivenlere iyice yaklaşmıştı. Başını kaldırdığında başmabeyincinin kendisini merdivenlerin başında beklediğini görerek adımlarını sıklaştırdı.
“Acele et, kral seni taht odasında bekliyor”.
Baş astronom cevap bile vermeden taht odasının görkemli kapısına doğru ilerledi. Odaya girmeden birkaç dakika nefes alacak zamanının olmasını çok isterdi, ama kralı bekletemeyeceğini biliyordu.
Kral Mu taht odasının balkon kapısının önünde durmuş, hüzünlü gözlerle ufukta görünen dev cüsseli Herkül’ün Sütunları kayalıklarını izliyordu. Beyaz uzun sakalları cübbesinin üzerinden kemerine kadar inen bu yaşlı ve bilge adamın duyacağı haberlere hazırlıklı olduğu belliydi. Baş astronomun odaya girdiğini görünce onu karşılamak için birkaç adım attı ve nefeslenmesi için babacan bir tavırla bir kadeh sulu şarap uzattı.
“Durum nedir?”
“Korkarım haberler iyi değil, yüce efendimiz”.
“Yani çarpışma kaçınılmaz, öyle mi?”
Baş astronom elindeki parşömeni masaya yayarak çizdiği şemayı krala gösterdi. “Hesaplarıma göre göktaşı 6 Haziran günü gezegene çarpacak. Çarpışma bölgesi tam adamızın üzerine düşüyor. Tabii atmosfere girene kadar kesin bir şey söylemek güç, ama ne olursa olsun yakın çevremize düşecek”.
“Altı haziran mı? Yani yalnızca kırk yedi günümüz mü var?”
“Öyle görünüyor, efendim.”
Odaya sessizlik çökmüştü. Baş astronom yerinde rahatsızca kıpırdandı. Kral bakışlarını yine balkondan dışarı çevirmiş, sarayın aşağısında iç içe halkalar halinde uzanan ülkesinin pembe taş sokaklarının ilkbahar güneşi altında masmavi denizle oluşturduğu tabloyu izliyordu. İçteki üç halka ve üç kanalın dışında kalan dördüncü halkada geniş ve verimli tarlalar uzanıyordu. Bunun ötesinde ise adayı gezegenin diğer kısımlarından soyutlayan uçsuz bucaksız okyanus vardı.
“Tekrarlanan bir kâbus gibi”.
“Maalesef, efendim. Aslında evrenin büyüklüğü göz önüne alındığında bir gök cismi ile çarpışma ihtimalimiz çok düşüktür.”
“Öyleyse bunun bizim başımıza iki kez gelmesinin bir açıklaması var mı?”
“Sanırım var, efendim. Binlerce yıl önce atalarımızın gezegeninin başına gelen felakete neden olan gök cismini hatırlıyor musunuz?”
Kralın yüzünde aniden bir acı ifadesi belirdi. “Tabii ki hatırlıyorum! Atalarımızın ana yurdu olan kızıl gezegenin felaketine neden olan olayı unutmam mümkün mü?”
“Affedersiniz, efendim. İşte o başıboş gezegen daha sonra çekim güçleri ve çarpışmalar nedeniyle parçalanmış ve kızıl gezegenimizin ötesinde bir asteroid kuşağı oluşturmuş. Bu ikinci göktaşının o kuşaktan kaynaklandığını hesapladım.”
“Yani aynı gezegen ikinci kez felaketimize neden olacak, öyle mi?”
“Tam olarak aynı biçimde değil, efendim. O zaman büyük bir gök cismi kızıl gezegenin yakınından geçerek çekim gücüyle gezegenimizi yörüngesinden fırlatmış. Güneşin çevresindeki üçüncü gezegen konumunda iken, dördüncü gezegen olarak yeni bir yörüngeye oturmasına neden olmuş. Hatta bundan etkilenen mavi gezegenin ekseni de yirmi üç derece yan yatmış. Bu defa ise çok daha küçük bir meteor doğrudan mavi gezegenimize çarpacak”.
Kral Mu eliyle geçiştirdi. “Ayrıntılar önemsiz. Atalarımızdan sağ kalanlar o felaketten sonra kızıl gezegen soğumaya başlayınca gemilere binip mavi gezegene göç etmiş. Okyanusun ortasındaki bu ıssız adayı bulunca da çevresini surlarla çevirip, ileri teknolojileri ile yepyeni bir ülke kurmuşlar. Gezegendeki ilkel toplulukların gelişimini etkilememek için de her türlü temastan kaçınmışlar. Bu adanın surlarının içini gören yabancı sayısı bir elin parmaklarını geçmez.” Kral durup iç geçirdi. “Ve şimdi hepsi bizimle birlikte ölecek…”
“Bu kez göktaşının kütlesi çok daha az olduğundan gezegene zarar veremez, ama çarpmanın ardından oluşacak dalgalar gezegenin çevresinde günler boyunca dolanacak. Bu da kara üzerindeki tüm yaşam biçimlerinin sonu demek”.
Bu sırada başmabeyincinin sessizce taht odasına girdiğini gören kral aceleyle baş astronoma teşekkür ederek gönderdi ve soran gözlerle başmabeyinciye döndü.
“Baş kâhinden haber geldi, efendimiz. Belki bir yol kurtuluş yolunu denememiz mümkün olabilir”.
“Ne gibi bir yol?”
“Küçük denizin doğusundaki yarımadada yaşayan oldukça gelişmiş bir kavim var. Baş kâhin bu kavmin başındaki yaşlı ve bilge liderle daha önce telepati yoluyla temas kurarak bilgi almıştı. Bir kez daha aynı yoldan bağlantı kurup bu kez talimatlarınızı iletmeyi deneyebileceğini söyledi.”
Kral Mu bir an düşündükten sonra başıyla onayladı. “Ona yalnızca kırk yedi günü olduğunu da bildirsin.”
“Emredersiniz, efendim.”
Başmabeyinci çıktıktan sonra Kral balkonun önündeki basamaklardan sarayın önündeki merkez meydanına indi. Böyle umutsuz anlarda ülkesinin sembolü olan yansıma havuzunu izleyerek huzur bulurdu. Pembe granitten inşa edilmiş havuzun baş tarafındaki taşın üzerinde kabartma harflerle ülkesine yerli halkın verdiği isim yer alırken, harflerin suyun içindeki yansımasında ülkeye yabancılar tarafından verilen ad görülüyordu.
ᴧZTLᴧ
ᴧTLᴧNTIΣ

***
Küçük denizin doğusunda yer alan geniş yarımadanın içlerindeki derme çatma kulübede eşi ve üç oğlu ile uyumakta olan yaşlı adam yatağında huzursuzca çırpındı. Zihninin içinde yine o derinden gelen bildik ses yankılanıyordu. Silkinerek kurtulmaya çalışsa da, ses sanki bedeninin kontrolünü ele geçirmiş gibiydi.
“Direnme ve dinle” diye emretti ses. “Dünyayı bir felaket bekliyor. Yakında büyük bir tufan kopacak. Her yer su altında kalacak. Yarından tezi yok, bir gemi inşa etmeye başlayacaksın. Sonrasında her canlı türünden bir çift alıp bu gemiye dolduracaksın. Unutma, bunun için yalnızca kırk yedi günün var…”

Etiketler

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Sorry - Comments are closed

Ziyaretçiler

Bugün: 80
Bu hafta: 615
Toplam: 24453

HİLE – Bölüm – 1

KUTU – Bölüm – 1

Voidrunner

Kategoriler