KAYIP KLAN – Bölüm 1 – Mustafa Âli Targaç

KayipKlan-FullKapak-01

GİRİŞ

Görkemli Robon Yıldız Savaş Gemisi ‘Ordo Trapann’, kümelenmiş bulutlar arasından süzülüp Lindeoryun kentinin uçuş pistine indi. Galaksiler Arası Siyasal Güç Birliği’nin tarafsız kentine kurulduğundan beri inen ilk savaş gemisiydi.   Galaksiler Birliği anlaşmazlıklara fırsat tanımazdı. Ne var ki  ‘astro mülkiyet’ çalışmaları İmrox Pun Klanı’nı rahatsız etmiş görünüyordu. Siyasal Güç Birliği’nin vermiş olduğu bazı kararları egemenlik haklarına saldırı sayıyorlardı. Bir savaş filosunu Kunari Takım Yıldızı’na kaydırmışlar, bölgeyi abluka altına almışlardı. Uçuş yasağı koydukları bu bölge Robonlar’ın denetimindeki güvenlik bölgesiydi. Komutan Toltutan bu anlaşmazlığı çözmeye gelmişti.

Komutan Toltutan ve beraberindeki subaylar Parlamento Sarayı’na kendi servis mekikleri ile gittiler. İmrox Punlar’la anlaşma olmazsa bir çatışma ihtimali doğması Siyasal Güç Birliği’ni harekete geçirmiş, bir ombudsman heyeti birkaç saat önce Oryun gezegenine inmişti. İmrox Pun Büyükelçisinin de katıldığı bir toplantı yapılacaktı.

Toltutan, Vena Veolti Savunma Üssü’nün komutanıydı. Oryun gezegenine ‘Onuncu Divizyon’ diye anılan yirmi savaş gemisi ile gelmişti. Gezegene inen yalnızca komuta gemisiydi. Diğer gemiler yörüngede konuşlanmış bekliyorlardı. Robonlar’ın en ünlü divizyonu her türlü olasılığa hazırlıklıydı. 

  1 – RoboRobonlar Kulübü

‘RoboRobonlar Kulübü’ yedi güçlü savaşçının kurduğu bir birliktelikti. Ataları uzayın derinliklerinde ‘Fornox Sistemi’ denilen yirmi bin yıldızın bulunduğu bir galakside yaşamışlardı. Şimdi Robonlar iki farklı klan halinde milyonlarca yıllık üstün medeniyetlerin egemen olduğu barışçı bir düzende yaşadıklarından onlar için kendi zamanlarında savaş görme olasılığı yoktu. Ve çok uzun bir aradan sonra RoboRobon geni geri gelmişti. Robonlar arasında yaşıyor olsalar da henüz hiç kimse  gerçek kimliklerini bilmiyordu. Savaşçı genin dürtüsü müthişti. Bu yüzden   kurdukları güç birliği ile evreni tarayarak kadim savaşları bulup çıkarmak, koşullarına adapte olup aralarına karışmak adına güç birliği yapmışlardı. Kılıçları bir semboldü. Tek istedikleri, beden gücüyle birebir ölüm kalım oyunu oynanan kadim savaşları bulmaktı. Kılıçları tarihin derinliklerinde görüp çıkarmışlardı. Şimdi tüm galaksilerde geçmişi tarayıp ilkel savaşları bulmak çabasındaydılar. Genlerinin verdiği savaş dürtüsünü ancak böyle tatmin edebilecekti saf kan RoboRobonlar.

Hekuteh yine bağırdı:

“Bizler savaşmak için doğduk…”

RoboRobonlar Kulübü’nün yedi yönetim kurulu üyesi Savaş Önderi’nin sözlerini tekrarlayıp kılıçlarının yanaklarını yeniden taş masaya vurdular. Çıkan ses büyük mağaranın derinliklerinde yankılandı. Bu bir yemindi. Toplantı bitmişti. Hekuteh yanında duran kadına bakıp, “Bu gece beraber miyiz?” dedi. Ka’frola güçlü görünüşlü, yapılı bir kadındı. Keskin kartal bakışları sanki içinin kavurucu ateşini yansıtıyordu. Elinin tersiyle Savaş Önderi’nin kalbinin üzerindeki üç başlı kartal figürüne vurdu:

“Sen Ordo’nla yat.. Benim çalışmam gerek.”

Diğerleri gürültülü biçimde güldüler. ‘Ordo’ üç başlı efsane kartalın adıydı. Ortadaki kartal başı kayıp kılanı temsil ediyordu. Diğer iki klan aslında kaynaşmış, zamanın akışı içerisinde birbirinden ayırt edilemez hale gelmişti. Onlar da savaşçıydılar, ama RoboRobonlar’a göre çok daha ılımlı ve günün şartlarına uyum sağlamışlardı. Galaksiler Birliği, Robonlar’ı özellikle galaksiler arası ticaret ve ulaşım yollarının korunmasında görevlendirmişti. Dış tehditlere karşı düzenli savaş gücünün önemli bir kısmı yine Robonlar’dan oluşuyordu. Ne var ki, bu tür yaklaşımlar RoboRobonlar’ı tatmin etmekten çok uzaktı.

“Benden teklif etmesi,” dedi Hekuteh.  Kılıcını taş masanın üzerine bıraktı. Artık gitseler iyi olacaktı. Ama önce değişimden geçmeleri gerekiyordu. Kayalara oyulmuş tüpün içine girmek için çabuk çabuk soyundu, savaş giysilerini çıkardı.

Mağara yerin 200 metre altındaydı. Her üyenin bir değişim tüpü vardı. ‘Orijine Dönüş’ tüplerde daha kolay yapıldığından tercih ediliyordu. İstenirse genetik değişimi her şart altında yapabilseler de gözler önünde bunu gerçekleştirmekten hoşlanmıyorlardı. Bütün üyeler çırılçıplak soyunup tüplere girdiler. Birkaç dakika içinde dönüşşüm tamamlanmıştı. Artık herkesin bildiği ve tanıdığı birer Robon görünümündeydiler.

Lindeoryun kentinde binlerce klandan temsilci yaşıyordu. Hem Galaksiler Arası Siyasal Güç Birliği’nı oluşturan parlamenterler, hem de tarafsız klanların ticaret temsilcileri… Kentte ayırımcılık yapılmıyordu. Bu yüzden de kimse kimseyi yadırgamıyordu. Robonlar en tanınmış klanlardan biriydi. Hekuteh sandığından günlük giysilerini çıkarıp giyinmeye başladı. Hazır hale gelince savaşçı giysilerini ve kılıcını enerji sandığına koyup kilitledi. Herkes hazır olduğunda konuşmadan jet asansöre yürüdüler.

Kulüp Merkezi olarak toplandıkları mağara çöl ortasında, on binlerce yıl önce kullanılmış bir sığınaktı. Askeri amaçla yapılmıştı. Ama şimdi Lindeoryun kentinde dış tehditler yoktu. Artık düzenli bir barış sürüyordu. O yüzden çoktan terk edilmişti sığınak.

Lindeor yıldızının üçüncü gezegeni olan Oryun’daki Lindeoryun kenti on bine yakın ırkın ve klanın temsilcilerinin bulunduğu büyük bir karma şehirdi. Nüfusu bir buçuk milyona dayanmıştı. Burada galaksiler arası siyasal ve bilimsel projeler yürütülüyordu. Süper teknolojiler, ticari buluşlar, iletişim, yardımlaşma, genetik uyum, astro mülkiyetler ve enerji transferi gibi binlerce konuda ortak çalışmalar yapılmaktaydı.

Hekuteh, Robon Klanının hem süper teknolojiler, hem de enerji konularındaki baş temsilcisiydi. Konsorsiyumda  güçlü bir yeri vardı. Çalışmalar üç gün çalışma, üç gün izin olarak sürdüğünden kendisine yeterince zaman ayırabiliyordu. Kulübü bu sayede kurmuştu. Ancak ‘orijine dönüş’ için uygun genlere sahip olan Robonlar katılabiliyordu bu kulübe. Kurucu sayısı yediydi. Üye sayısı ise 45. Üyelerin 29’u erkek, 16’sı kadındı. Hepsi de ırklarının güçlü temsilcileriydi. Konularında otorite olarak katılmışlardı.

Kulübün ikinci güçlü ismi Ka’frola idi. Bir süredir Hekuteh’le birlikteydi. Lindeoryun kentine geldiklerinde tanışmışlar, kulübü kurmayı birlikte düşünmüşlerdi. Genetik dönüşümü keşfeden Ka’frola olmuştu. O bir ‘genetik uyum’ profesörüydü.

Omdolant ve Orkundena Galaksiler Arası Siyasal Güç Birliği Parlamentosu’ndaki Robon temsilcileriydi. Klanların bütün projeleri, projelerin finansal kaynaklarını bu parlamentoda yönetilmekteydi.

Omdolant Robon Delegasyonu Başkanı’ydı. Yardımcısı Orkundena, kulübün üyeleri arasında bedensel yapı olarak en güçlü kadındı. Ayrıca, ‘Astro Mülkiyetler’ konusunda danışman olarak çalışıyor, galaksilerin parsellenmesi çalışmalarında arabuluculuk yapıyordu. Çalışmalar içindeki en çatışmalı konu Astro Mülkiyetler’di…

Ybossat projeler için şehre ilk gelenlerdendi. Çok değerli bir silah uzmanıydı. Galaksiler Birliği Ortak Savunma Gücü adına silahların geliştirilmesi projesinde çalışıyordu. Geldiğinde önce şehrin geçmişini araştırmış, imkanları tararken de bir raslantı sonucu mağarayı ve sığınağı keşfetmişti. Çoktan unutulmuş bu mağara RoboRobonlar Kulübü’nün gizli faaliyetleri için çok uygundu. Hekuteh ve Ka’frola ile tanışınca kulübün kurucu üyeleri arasına hiç tereddüt etmeden katılmıştı. Ve sadece katılmakla kalmamış, iki güvenilir arkadaşını da beraberinde getirmişti.   Toryukan ile Ku’nilia  birlikteydiler ve en az ‘Savaş Önderi’ Hekuteh kadar savaş tutkunuydular.

Toryukan bir bilim adamı olarak ‘Zaman ve Zamanda Yolculuk’ projelerinin bir numaralı ismiydi. Ordo Kartalı’nı temsil eden orijinal genleri taşıyor olmaktan fazlasıyla öğünürdü. En çok istediği, atalarının yaşadığı zamana gidip Fernoks Galaksisindeki tarihin derinliklerindeki günleri araştırmaktı. Günün teknolojisi ile zamanda gidip gelmek sorun değildi ama, araştırmalara dalacak kadar uzun kalmak büyük problemdi.

Ku’nilia Robon Delegasyonu’nun sekreteriydi.

Yedi Robon şakalaşarak asansörle yüzeye çıktılar. Şehre dönüp günlük yaşama katılmak zorundaydılar. Toplantıda yeni çalışma programı saptanmış, bir sonraki toplantıya kadar herkes ne yapacağını kavramıştı. IQ’ları 200’ü geçiyordu. İstediklerini elde etmekte çok bekleyeceklerini sanmıyorlardı. Ortak kullandıkları yüksek hızlı J 33’e binip hava trafiği tünellerine girerek şehre yöneldiler. Mağara şehre 255 kilometre uzaklıktaydı ve kızıl renkli çölün ortasındaki kayalık dağın yamacındaydı.

Oryun gezegeninin etkileyici vahşi doğası göz kamaştırıyordu…

Milyonlarca yıllık tarihi boyunca gezegendeki tek yerleşim yeri Lindeoryun olmuştu. Çok önceleri bir madenci kentiyken  maden tükenince terk edilmiş, gezegenin stratejik konumu dolayısıyla Galaksiler Arası Siyasal Güç Birliği tarafından proje çalışmaları için seçilince şehir baştan başa yenilenmişti.

RoboRobonlar Kulübü üyeleri bir Robon Yıldız Savaş Gemisi’nin gezegene indiğini görünce gururla izlediler…

*

Farklı kültürlere ve fiziksel yapılara sahip binlerce klanın temsilcilerinin şehirde oluşturduğu karmaşık sosyal yaşamda odak noktaları barlardı. Hem yiyip içmek, hem de eğlenmek için toplanılan bu mekanlar her zaman gürültülüydü. Ortak çalışmaların sürdürüldüğü çalışma alanları ne kadar sakin ve nezihse Lindeoryun halkını oluşturanların özgür zamanlarında gittikleri mekanlar o kadar karmaşa ve hareketlilik içindeydi. Şehrin güvenlik güçleri en çok buraları denetliyordu. Uyuşturucunun her cinsi kesinlikle yasaktı. Yalnız barlarda ve eğlence yerlerinde kullanılması değil, gezene girmesi dahi büyük suçtu. Güvenlik güçleri bunları kullananları yakaladığında hiç acımıyordu. Sık sık eğlenceyi keser, barları baştan aşağı ararlardı. Her nedense şu sıralar şok baskınlar pek olmuyordu.

Ka’frola ile Ku’nilia kaldıkları mekanda çalışmaya gitmeden önce karınlarını doyurmak için en yakın bara girdiler. Hava kararmıştı. Kış geliyordu. Büyük çöle yakın şehirde keskin bir ayaz çıkıyordu gece başlayınca. Kalabalıkta kendilerine zorlukla yer buldular. Önce hafif bir içki alıp sonra karınlarını doyurmak niyetindeydiler. İki kadın da ellerindeki proje üzerinde geç saate kadar çalışmayı düşünüyordu. Robon temsilciliklerine ayrılmış özel blokta kalıyorlardı. Mekanları yan yanaydı. Çılgın müzik yüzünden ve gürültüden konuşmak mümkün değildi. Yine de yosun garnitürlü sığ deniz kabuklarından yapılmış yemek siparişlerini vermeyi başardılar. Beklerken gözleri eğlenenlerdeydi. Kalabalığa rağmen hava iyi filtre ediliyor, son derece taze görünüyordu. Biri koluna vurunca Ku’nilia dönüp baktı. Bir İmrox Pun kadınıydı. Bu klandan çok az temsilci vardı şehirde. Daha çok Enerji Değişimi projelerinde görev yapıyorlardı. İstediği neydi bilmiyordu. Bakışları hiç de dostça değildi..

“Erkeğimin gözü sende, kıçına sahip çık, sonra yakarım..”

Bağıra bağıra söylenenleri Ku’nilia zor duymuştu. Tanımıyordu kadını. “Gözü sende,” dediği erkeğini de… Sinirlendi:

“Biz Robon’uz; kendi klanımızdan başkasıyla ilgilenmeyiz. Defol git. İkinizi de tanımıyorum.”

İmrox Punlar pek ortada görünmezlerdi. Barlarda ilk defa rastlıyorlardı. Ama Ka’frola’yı itip yerine oturunca ne olduğunu şaşırdılar.

“Robon hayvanı seni gördüm, kıçını fazla oynatıyorsun. Ben erkeğimi kimseye kaptırmam. Koy kollarını masaya!”

Ku’nilia da Ka’frola da niyetini hemen anladılar. Bahisçilerin kışkırtmasıydı bu. Sözleri uydurma ve bahaneydi. İmrox Punlar  bedensel güçleri ile övünürlerdi. Erkekleri de, kadınları da… Mutlaka birileri onu şişirmişti. Alaycı bir tebessümle, “İstediğin o olsun,” dedi Ku’nilia. Geri kaçmaya hiç niyeti yoktu.

Ku’nilia’nın kapışmayı kabul ettiği anlaşılınca etraflarını hemen gürültücü bir kalabalık çevrilmişti. Mavi-yeşil Ory’ler havada uçuşmaya başladı. Bahisçiler  kalabalığı kışkırtmaya çalışırken bahislere katılanlar da Ory’leri hakem olarak Ka’frola’ya veriyorlardı. Böylesi şok kapışmalara çok rastlanırdı barlarda. O yüzden herkes alışıktı. Tuhaf olan, bahiscilerin İmrox Pun kadınının üzerine oynamasıydı.

Ku’nilia hiç çekinmeden iki kolunu birden masaya koydu. Taraflar birbirlerinin ellerini kavradılar.  İşaret verildi, kapışma başladı. Fakat başlaması ile bitmesi bir oldu. Ku’nilia karşısındakinin kollarını sanki bir makine gücüyle “dan” diye masaya vurmuştu. Yenilgiye uğrayanın neredeyse bilekleri kırılıyordu. “Haydi defol git,” dedi Ku’nilia. Herkes şok olmuştu. Yenilen sinir içinde kalkıp gidince çevrelerini saranlar da dağıldılar.

Bahisciler seyrederken kollarını Masaya koyanlar birbirlerine direnince eğleneceklerini sanmışlardı. Verdikleri paraya yandıkları yüzlerinden belli oluyordu. Hiç biri ummamıştı böyle yıldırım hızıyla biteceğini. Ku’nilia paraları tulumunun ceplerine yerleştirirken içkileri geldi. ‘Tropik damla’ denilen uçuk yeşil renkli, hafif alkollü bir içkiydi seçtikleri.  O sırada Toryukan kalabalığın arasından sıyrılıp yanlarına geldi. Olanları görmüştü:

“Ben acı kuvvet diye işte buna derim.”

Bağırarak konuşuyordu. O da karnını doyurmak için için bu barı seçmişti. Ku’nilia eliyle “Önemsiz, boş ver” dercesine bir işaret yaptı. Çok gürültülüydü mekân ama böyle hareketli yerleri seviyordu.

“Yiyecek ısmarladın mı?”

Toryukan başıyla “evet” anlamında yanıt verdi. Gözü etraftaydı. Boş bir tabure bulmaya çalışıyordu. Gözüne bir tane kestirince içkisini masaya bırakıp almaya gitti. Döndüğünde ısmarlanan bütün yiyecekler gelmişti. Oturur oturmaz saldırdı yiyeceklere. Çok acıkmıştı. Burasını daha çok çöl kuşlarının yumurtalarından yapılan yemekleri yüzünden seviyordu. Atıştırırken merakla sordu:

“Bu gece acayip kalabalık. Bir nedeni mi var?”

Ka’frola, “Yok,” dedi. Çıplak dansçıların şov yaptığı günler hemen hemen her zaman böyle kalabalık ve gürültülü oluyordu. Seçtikleri yemekler lezzetliydi. Fazla konuşmadan, gürültüye de aldırmadan yiyip kalkmaktan başka düşünceleri yoktu. Çıplak dansçıların şovunu beklerlerse çalışmaya zaman kalmazdı. Üç günlük tatil periyodu sona eriyordu ve ertesi gün ortak çalışmalara katılmak zorundaydılar.

Yemekleri bitince hiç oyalanmadan kalktılar. Tam çıkışa yöneliyorlardı ki güvenlik güçleri bara girdi. Bir anda itiş kakış başladı. Bir süredir böyle şok baskınlar olmadığından bardakiler telaşlanmıştı. Ka’frola ile Ku’nilia itiş kakışın arasında kaldılar. Güvenlik güçleri çok kalabalıktı. Kimsenin yerinden kıpırdamamasını bağırıyorlardı. Ku’nilia sertçe itilince dengesini kaybetti, neredeyse düşüyordu. Kötü kötü söylendi. Güvenlik güçlerinin gelmesi hiç hesapta yoktu. Şimdi dünya zaman geçecekti çıkmak için. Ka’frola birden, “Hemen at o cebindekini,” deyince şaşırdı. Güvenlik güçleri üzerlerine geliyordu. Elini tulumunun sol cebine soktu. Buz gibi oldu. Küçük bir paket bulmuştu. Hemen yere attı. İtiş kakış devam ediyordu. Birkaç adım sürüklendiler, güvenlik güçleri durdurdu. Ku’nilia usulca, “Nasıl oldu bu?” dedi. Ka’frola hiç yanıt vermedi. Son anda görmüştü. Kalabalıktaki o kargaşada ‘kafa patlatan’ paketini cebine atanlar İmrox Punlar’dı…

Güvenlik güçlerinin barı denetlemesi bir saati geçti. Birkaç silah ve bir miktar da ‘kafa patlatan’ uyuşturucu bulmuşlardı. Tutukladıklarını alıp gidince mekân yeniden canlandı. Yönetim stresi dağıtmak için hemen çıplak şovu lanse etmişti. Dansçıların sahneye çıkacağı anons edilince neşe yerine geldi. Güvenlik güçlerinin şok baskını çabuk unutulmuş görünüyordu. Yeniden içkiler ısmarlandı.

Ka’frola ile Ku’nilia geç kalmış, bu gece için çalışma şansını kaçırmışlardı. Üstelik cep olayına çok sinirlenmişlerdi. Ka’frola ancak Toryukan’ın yanına döndüklerinde anlattı gördüklerini. Kol güreşini kaybeden kadınla yanındaki bir başka İmrox Pun koymuştu uyuşturucuyu. Yenilginin intikamını almak için bu hainliği yaptıkları çok açıktı. Belli ki güvenlik güçlerine baskın arama yapması için ihbarda bulunmuşlardı. Eğer Ku’nilia ‘kafa patlatan’ uyuşturucu ile yakalansaydı başı çok kötü derde girerdi. Hapis cezasının ardından Lindeoryun’dan atılır, bir daha hiçbir çalışmaya katılamazdı. O hırsla şova boş verip barı aradılar ama İmrox Punlar’ı bulamadılar. Gitmişlerdi. Ku’nilia dişlerini sıkarak, “Bu hesap burada bitmez,” dedi. Mecburen dönüp yerlerine oturdular. Şovu seyretmekten başka yapacak bir şey kalmamıştı. Birer içki daha ısmarladılar.

Mekân yaklaşık bin kişiyi alacak kadar büyüktü. Tam ortada geniş bir sahne vardı. Sahnenin bir kenarında yukarıdaki delikten sahneye inen parlak bir ışık demeti bulunuyordu. Kadın, erkek çıplak dansçılar uçarcasına ışık demetinin içinde kayarak sahneye inmeye başladığında bir uğultu koptu. Dansçılar değişik hayvan başlıkları takmıştı ve tamamen çıplaktılar. Müzik eşliğinde iki farklı hayvan sürüsünün çatışmasını anlatan ustaca bir koreografi çatısında dans etmeye başladılar. Çılgınca sayılacak bir hareketlilik vardı sahnede. Şova, öfke, şiddet, zeka ve erotizm hakimdi. İzleyenler şovun büyüsüne çok çabuk  kapıldılar…

Toryukan huzursuzdu. İçlerinde İmrox Punlar’ı en iyi tanıyan oydu. Şehre ilk geldiğinde bir olaya şahit olmuştu. İmrox Punlar’ın birbirlerine ne kadar bağlı ve gözü kara olduğunu o zaman öğrenmişti. Hava taşıtları bazen birbirlerini sıkıştırırlardı şehrin daralan hava koridorlarında. Bir İmrox Pun böyle sıkıştırılınca aracı yüksek bir binaya çarpıp hasar görmüş, kendisi de yaralanmıştı. Güvenlik güçleri kazayı yapanı sorumlu tutup cezalandırınca İmrox Pun Delegasyonu’nun öbür üyeleri sıkıştıran iki aracın sürücülerini bulmakta gecikmemiş, içindekileri öldüresiye hırpalamışlardı.. Bu şehirde kanunlar sıkıydı. Yinede İmrox Punlar zaman zaman güvenlik güçleriyle çatışmaktan kaçınmayacak kadar  gözü karaydılar. Pek ortada görünmez, fakat gizli kapaklı işleri severlerdi. Bu gece yenilgiyi sindiremeyip tekrar ortaya çıkacaklarını tahmin ediyordu.

Ka’frola ile Ku’nilia şov biter bitmez kalktılar. Toryukan, “Ben de geliyorum,” dedi. Şov hem çok ilginç, hem de soluk kesecek kadar erotikti. Kalabalık arasından çıkmaya çalışırlarken sevgilisi Ku’nilia’nın omzuna vurdu:

“Şova ne diyorsun?”

“Etkilenmedim desem yalan olur.”

Ka’frola, “Çok kışkırtıcıydı,” diye araya girdi. Toryukan güldü. Kalabalıkta duvar dibini izleyerek kapıya varmak üzereydiler. Birden beş İmrox Pun’la burun buruna geldiler. Üçü erkek, ikisi kadındı. Giysilerinin altında gizledikleri müthiş acı veren enerji çubukları vardı. Hemen ortaya çıkardılar. İki taraf ta durdu.

“Buradan ancak ölünüz çıkar.”

“Dene bakalım,” diye alaylı güldü Ka’frola. “Kavga ha!” dedi. Tam da aradığı buydu. Etrafına bakındı, güvenliğin görüntü kaydedici robotlarını gördü. Kol güreşinde yenilen kadına hiç bakmadan Ku’nilia ile Toryukan’a yandaki acil çıkış kapısını gösterip, “Gidelim,” dedi. Normalde o kapı kilitli olurdu. Kalabalığı yarıp yokladılar. Mekânı denetlemeye gelen güvenlik güçlerinin bir kısmı oradan girmişti; o yüzden açıktı. Kader ağlarını örüyordu…

Kapının ardındaki koridor oldukça loştu. Burada görüntü kaydı yapılmıyordu. Ka’frola, Ku’nilia ve Toryukan hemen tulumlarının üzerini sıyırıp bellerine bağladılar. Birden genetik değişim başladı. Bir anda sırtlarını ışıltılı pullar kapladı. Yüzlerindeki kırmızı çift çizgi ortaya çıktı. Elleri pençe gibi irileşmişti. Toryukan’ın yüzünde gür siyah bir sakal fışkırmıştı. Çok kısa sürede  “orijine dönüş” tamamlanmıştı. Üçü de birer yırtıcı hayvan gibi saldırmaya hazırdı. İmrox Punlar koridora girince hiç ummadıkları bir manzara ile karşılaştılar.

RoboRobonlar fırsat vermediler hasımlarına. Saldırı öylesine vahşiceydi ki, enerji copları etkisiz kalıyordu. Ka’frola hasmını sağ pençesiyle yüzünden kavradı, savurup duvara çarptı. Yüz kemikleri çatırdayıp çökmüş, boynu kırılıp yüzü tanınmaz hale gelmişti. Diğerlerinin de akıbeti ondan farklı değildi. Kavga iki dakika bile sürmemişti. Beş İmrox Pun’un cesedi koridorda kanlar içinde yatıyordu. O sırada kapı açıldı, iki Selanoron kadını içeri girdi. Gizli Serviste çalışıyorlardı. Şok manzarayı görünce çığlığı bastılar. Üç RoboRobon koşarak koridorun sonunda kaybolurken kadınlar geri kaçtılar. Az sonra koridor güvenlik güçleri ile dolmuştu. Her yerde sırtları sarı pullarla kaplı üç katil yaratığı arıyordu güvenlik güçleri.

Birinci bölümün sonu…

 

Copyright © 2016 Mustafa Âli Targaç – All rights reserved.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Sorry - Comments are closed

Ziyaretçiler

Bugün: 58
Bu hafta: 153
Toplam: 21339

HİLE – Bölüm – 1

KUTU – Bölüm – 1

Voidrunner

Kategoriler