Son Nefes – Kenan Çetinkaya

son-nefes_son

2.Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Ödüllü Kısa Öykü Yarışması Birincisi 

“Sizi acil olarak buraya getirdiğimiz için kusura bakmayın.” ilerlerken yanındakine dosyanın bilgilerini iletiyordu.
“Aslında daha önce çağırmanızı bekledik. Hep en son çare biziz!” Sitemi fazlasıyla hissediliyordu.
“Kendi adımıza özür dileriz. Biz sizin gelmenizi talep ettik. Hatta ilk olayda da siz burada olmalıydınız. Bu narin…”
“Konuyu bilmeyen kalmadı. Gezegen bununla çalkalanıyor. İletişim o kadar arttı ki titreşimler yüzünden biraz bile olsa rahatlamak mümkün değil. Bu şey diğer canlı gibi mi?”
“Evet. Isı değerleri, titreşim oranı, tepkiler hepsi aynı. Sayın Tamblsyr.”
“Tamam. Düşündüğüm gibi atlama noktalarından birine yakalanmıştır. Yoksa o teknolojiyle buraya gelmesi imkânsız. Ama bunu sonraya bırakmamız gerekiyor.”
“Haklısınız. Bu konuda ki düşüncelerinizi belleğimizde kaç kez inceledik ve sizin haklı olduğunuzu düşünüyoruz. Garip bir bileşimden oluşan bu canlı biz duygusunu bilmeyen çokluktan oluşan bir teklik halinde bütünleşmiş. Çok ilginç.” Uzman Sıhhscl heyecanla titreşti.
Yoğun bir sıvıyı andıran duvarın önünde durduklarında yayılan titreşimle ortadan kenarlara doğru açılan boşluktan içeri süzüldüler. Odanın kapkara görüntüsünü hafif loş bir ortama çeviren küçük ışıldayan bir bölme ileride göz alıyordu.
“Sayın Tamblsyr, belirttiğiniz gibi yapay bir ortam sağladık ve canlı yaşıyor. Diğer elementleri ayrıştırmak oldukça zor oldu özellikle oksijenin bu kadar önemli olması çok farklı geldi bize. O olmadan yaşayabileceğini sanmıyorum. Bizim için düşüncesi bile kötü.”
“Biliyoruz. İstediğimiz elbise yapıldı mı?” Tamblsyr bu konuşmanın önemsiz olduğunu hatırlatırcasına bir titreşim yaydı. Diğeri evet anlamında karşılık verip, prototipi gösterdi. Tamblsyr keyifle titreşerek elbiseye yaklaştı ve içine girdi.
Doğukan ışıl ışıl parıldayan dev odada gözlerini açtığında siyah bir sudan oluşan duvarların garip hareketinden korktu. İlk birkaç dakika korkuyla izlemiş ardından duvara yaklaşmıştı. Elini uzattığında hissettiği tek şey camdan bir duvara dokunmak olmuştu. Arkasındaki dev duvar yavaşça yarılmış, içinden simsiyah bir insanı anımsatan bir şey girmişti. Tek farkı ağız, göz ya da ne varsa hiçbirisinin olmadığı pürüzsüz bir bedenin ona doğru geldiğiydi. Ve bu beden onun on katı kadar vardı.
Sonra üzerine doğru gelen gözükmeyen bir basınçla bayıldı. Tekrar gözlerini açtığında aynı yaratık sanki ona bakıyordu.
“Özür dilerim.”
Doğukan ağrıyan başını elleriyle ovuşturdu.
“Ne için?”
Yaratık bir müddet bekledi. Saatler sürmüşçesine geçen bir aradan sonra ses yükseldi. Ama bu kez daha kısıktı.
“Biz, zarar vermek istemedik.”
Doğukan astronot elbisesinin boğazını çekiştirdi.
“Aslında yörüngemden çıkmıştım. En son bayıldığımı hatırlıyorum. Belki de beni kurtarmışsınızdır.”
“Evet.”
“Sen insan mısın?” Doğukan ona doğru yaklaşmıştı. Ama başına saplanan ağrı ilerlemesine engel olunca geri çekildi.
“Manyetik alan. Yaklaşma. Elbisem en aza indirse de senin için zararlı bir güç.”
“Sen manyetik bir alan mı yayıyorsun. Nasıl bir insansın ya dev?”
Yaratık ondan iyice uzaklaştı.
“İnsan? Ha sen kendine öyle diyorsun. Anladık. Biz o değiliz. Bu senin için hazırlanmış bir elbise. İletişim için. ”
“Peki neredeyim ben, nasıl bir yerde?”
“Bunu söylemek zor. Senin nereden geldiğini anlamadık. Atlama noktaları. Seni onlar getirdi. Diğeri gibi.”
“Diğeri?”
“Senin gibiydi. Ama oksijenin sizin için önemli olduğunu anlayamadık. O da enerjisini yitirdi.”
“Bu diğeri nerede?”
“İşte.” Odanın köşesinde büyüyen boşlukta bir gemi ve hemen yanında bir astronot belirdi. Doğukan gidip yanında durdu. Sovyetlerden kalma bir gemi ve kozmonottu.
“Demek tanıdın.”
“Anlamadım. Sen düşüncelerimi nasıl…”
“Titreşimler. Onları algılayabiliyorum. Düşünce ney bilmiyorum. Yaydığın enerji sinyallerini alabiliyorum. Beynindeki kelimeleri kullanıyorum ya da her ne diyorsanız.”
“ Tanımadım ama biliyorum. Bu çok eski bir gemi. Neredeyse yüzyıllık. Kaybolan kozmonotlardan birisi olmalı.”
“Zaman kavramınız ilginç. Hııı yüzyıl demek, ama bu yeni oldu. Bizim için. Belki sizin söylediğiniz gibi, nasıl… tamam bir hafta evet o kadar.”
“Ama bu teknoloji ilklerden nasıl olur bu?” merakla etrafına bakındı.
“Atlama noktası.”
Doğukan bir anda sendeledi. Olduğu yerde oturup karşısındaki dev yaratığa baktı.
“Başım, sanırım midem de bulanıyor.”
Yaratık duvarlardan birisine doğru ilerledi. Bir müddet bekledikten sonra Doğukan’a döndü.
“Gezegenimizim manyetik alanı senin çalışan güç kaynağını olumsuz etkiliyor. Diğerini inceleyerek bu odayı, elbiseyi yaptık. Ama yine de etkileniyorsun. Çok fazla yerçekimi ve titreşim var.”
Doğukan etrafına bakındı.
“Aslında…” deyip duraksadı.
“Aslında anlamadığım şeyler var. Mesela normalde verdiğim tepki de çok sıradan. Endişe, korku ya da başka bir şey hissetmiyorum.”
“Onu biz ayarladık. Diğeri üzerinde yaptığımız araştırmalar sonucunda oldu bu. Senin üst noktan, beyin dediğin kısma yaydığım titreşimler ile baygınken hazırladık seni. Bu da senin manyetik enerjini olumsuz etkiledi. Ama çok değil. Bizim gezegenimiz erimiş metallerle ve elementlerle kaplı özellikle sizin demir dediğiniz metalle. Çevrendeki her şey ondan ibaret. “
“Güzel ama anlamadım. Sen ya da siz nesiniz?”
“Biz biz, bu karmaşık. Siz anladığımız kadarıyla tek tek hücre, bakteri gibi canlılardan oluşuyorsunuz. Ama bu sabit bir yapınızı, vücudunuzu oluşturuyor. Çokların bilinçsiz tekliği ama biz tam tersi her bir hücremiz yani sizin düşündüğünüz anlamda hücrelerden ama hepsinin birbirinden haberdar olduğu çokların bilinçli tekliğinden oluşuyoruz. Tek bir canlı görünümünde milyarlarca canlının olduğu bilinçli bir varlık olan biz kendimize Tamblsyr diyoruz. Bizim gibi birçok canlı bir araya gelerek kentleri oluşturuyoruz. Her birimiz yaydığımız bir titreşim ağı ile birbirimize bağlıyız ve etrafımıza sizin mıknatıslarınızın ters kutuplara yaptığı gibi enerji yayarak kentlerimizi kuruyoruz. Kısaca böyle. Kalp dediğin şeyin çok hızlandı. “
“Ah evet hissedebiliyorum. Beni görebiliyorsun. İçimi okudun hah ha öhö öhö!” Doğukan sağ kolu üzerine yaslanarak başını eğdi.
“Tükenmemeni isterdim.”
“Sorun yok. Acım yok ve garip bir şekilde huzurluyum.”
“Biz yapıyoruz. Acını azaltmak için.”
“Seni, sizi görebilir miyim?”
“Bu bize zarar verebilir.”
“Anladım. Şu an çok kötü ve çaresiz görünüyor olmalıyım.”
“Aslında seni görmüyoruz. Senin düşündüğün anlamda değil. Bizde senin duyuların yok. Biz titreşim yayarız ya da manyetik dalgalar ile tanımlarız. Kıyafetim seni nasıl algılıyorsak öyle. Sadece köşe ve kenarlar. Tabi yaydığın enerjiyi de algılayabiliyorum. Tüm enerjin beyin dediğin yere toplanıyor. Çok ilginç bir türsün.”
“Umarım gezegenime zarar vermezsiniz.”
“Bu çok düşük bir ihtimal, orada çoğumuz yaşayamaz. Düşük yerçekimi, manyetik alan farklılıkları ve senin bedenini düşününce her şey bize zarar verir.”
“Ama çok güzeldir.” Başı yere düşmüş tepesinde ki koyu siyah duvara bakıyordu.
Bir anda gözlerinin önünde siyah binlerce demirden damlanın birleşimi gibi kımıl kımıl hareket eden bir şey belirdi. Yavaş yavaş akan bir su misali ince ucu sağa sola yalpalıyordu. Kenarları hafif hafif kahverengimsi bir hal almaya başlamıştı.
“Bu sen misin yani siz misiniz? “ diyerek gülümsediğinde ağzına iyice yaklaşan yaratık kahverengi bir renk aldı.
“Evet.” Diyen ses acıyla titreşti.
Doğukan bunu hissederek diğerine baktı.
“Oksitlenme. Sen oksitleniyorsun!” son nefesini veremeden sustu.
Son

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Sorry - Comments are closed

Video

Kategoriler