Kısa Mesafe-Burak Katipoğlu

kisa-mesafe_son
Ikarus III Mars yüzeyine doğru inişinin önemli bir kısmını bitirmişken Kaptan Albert Kröningen 3.5 yıla aşkın misyonun liderliğini yapan deneyimli astronot, mutlu bir şekilde koltuğunda sırıtıyordu. Isı kalkanlarının devreye girdiğini arkadaşında Enrico Ferandi gemi iniş uzmanının onayıyla anlamış ve biraz rahatlamıştı. Ikarus dünyanın ilk insanlı Mars programıydı.Yolculuğun gidişi 3.5 yıl sürmüştü ve ana gemi Theseus yörüngede dönerken Ikarus kapsülü ile Mars’ın yüzeyine olan inmeye başlamışlardı. Bazı bütçe kısıtlamaları ve politik sürtüşmeler sonunda 2023 yılında ilk yapım planlarına başlanmış ve 2042 yılında fırlatılan bu uçuş çoğu Amerikalı 8 mürettebat ile hedefine ulaşmak üzereydi. Şimdi ise tatlı bir sorunla karşı karşıyaydılar; Mars’a ilk ayak basacak olan kişi kim olmalıydı. Birlikte küçük uzay gemilerinde geçirdikleri bu zaman içerisinde mecburen birbirlerini çok iyi tanıyan insanlar olmuşlardı. Kaptan sonunda geminin en genci olan Sarah Cunningham adlı seyrüsefer uzmanına bu onuru vermeyi uygun görmüş, diğerleri de itiraz etmemişti. “Dışarıdayım kaptan çok güzel bir Mars sabahına iniş yapıyorum.” “Dikkatli ol Sara bu bildiğin topraklara benzemez,adımını atarken güzel bir söz söylemeyi unutmazsan iyi olur,kitaplar için falan.” “Uzay yemekleri iğrençe ne dersin kaptan, ya da benim için küçük ama insanlık için başka bir adım!” Kaptanın kahkahası hoparlörden duyuldu. Bir anlığına 6 dakika sonra bütün dünyanın bunları duyacağını unutmuşlardı “Barış içinde geldik!” dedi ve adımını attı. “Tebrikler 6dk sonra tarih kitaplarındasın.” İlk tebrikleri almaya başladıklarından kokpitte ufak bir şampanya gezdiriyorlardı bile. Sara hala dışarıda dolaşıyordu. “Kaptan! Bir şeyler oluyor kaptan burada biri var!” “Konuşmayı içselleştir Enrico, Sara sanırım biraz panik yaptı”. Böyle bir şeyin insanlar arasında yayılması açık şekilde paniğe yol açabilirdi. “Sakin ol Sara böyle bir şeyin imkansız olduğunu sende biliyorsun,”dedi Kaptan Albert. “Kaptan Saranın kask görüntüleri gerçekten de biri var!” Görüntülere baktılar ve dışarıda garip bir şekilde kozmonot kıyafetleri içerisinde gibi görünen kendilerine doğru yürüyen biri olduğunu fark ettiler. “Ruslar mı ? Yani Ruslar mı daha önce gelmiş…”Kaptan’ın sesi titriyordu. “Sanmıyorum kaptan bir tür halisulasyon olmalı,rus uzay programnın tespit edilen böyle bir misyonu hiç olmadı” dedi Enrico Kozmonot kıyafetindeki kişi giderek onlara yaklaşıyordu ve el sallamaya devam ediyordu.Sara geri el salladı ve karşıdan “Ok” anlamında bir işaret aldı. Karşısındaki kişi biraz garip hareket ediyordu, Mars’ın yüzeyine ve yürürken üstündeki kıyafete çok da uyum sağlamışa benzemiyordu . Artık kozmonot kıyafetindeki yabancıyla aralarında metreler kalmıştı.
“Kaptan bu kıyafet baya eski sanırım 1990’lardan kalma eski uzay çağı çöplerinden, en az 50 yıllık”. Karşılarındaki kozmonot elinde bir tabelada “96.4 FM dalga boyu” diye bir yazı tutuyordu. ”Radyoyu açın” diye bağırdı karşılarındaki kişi güneş siperinin altında bir kadın yüzü olduğu anlaşılıyordu. Kaptan Albert garip bir şekilde Mars yüzeyinde bu zayıf atmosferde iki insanın birbirine söylediği ilk cümlenin “Radyoyu açın” olduğunu fark etti. “Hey Merhaba dünyalılar” kadın delice gülüyordu konuşurken “Şaka şaka ben de dünyadan geldim sadece kısa bir yol kullandım. Adım Olya Stefanoviçki Şeref Gürcistan asıllı bir vatandaşım ve Mars’a ilk ayak basan sizi tebrik ediyorum.” “Te..tee …teşekkürler ama nasıl? buraya nasıl geldiniz?” diye sordu Sara. Artık gemidekiler onları dinleyebiliyordu. “Haklısınız bu kadar gizem yeter. Az önce kocam Görkem ve ben dünyanın sanırım 214’üncü boyut kapısını açıp sizin iniş sahanızın koordinatlarına kilitlendik.Tabi gelmeden önce 5-6 deneme yapmamız gerekti. Hala makinenin neredeyse 5km sapması var, yatayda yürürsünüz de dikeyde açılınca paraşütle inmek zor oluyor.” “Siz neler saçmalıyorsunuz kimsiniz nesiniz?” Sara paniklemeye başlamıştı. “Biz Türkiye-Gürcistan sınırında yaşayan biri teorik fizikçi, yani ben, diğeri optik mekanik ve uygulamalı fizikçi bir çiftiz. Kocamla yaptığımız deneyler sonucu yaklaşık 200 gün önce maddeleri bir noktadan bir noktaya mesafe katetmeden göndermeyi bulduk ve biraz ilerideki kapı gibi şeyi oluşturdul” “Yani ışınlanmayı buldunuz…”dedi Enrico. Normalde hiç kaptanın sözünü kestiği görülmemişti. “Bu ……bu çağ açıcı olurdu ….peki niye..!?” “Şöyle ki herkesin gördüğü bir ortamda bir şey yapmazsak hayatta bizim bu deneyi ve başarıyı elde ettiğimizi kanıtlayamazdık. Hep diğer insanlar onlar NASA’da çöpçü olarak çalışıyormuş oradan çalmışlar, bizim bilim adamları onlardan daha önce yapmış ama saklamışlar vs geyiklerini duymak zorunda kalırdık. Emeklerimiz haksızca elimizden alınır ve tarihteki yerimiz anlaşılmazdı sanırım. Bundan korktuk , şimdi tüm dünya bizi göz arda edemeyecek” “Ruslar için mi çalışıyorsunuz?! Bizi rencide etmek için mi son ana kadar bekleyip tepenin arkasından çıktınız?”artık Albert mikrofondan bağırıyordu,sinirleri bozulmuştu. “Hayır hayır tabi ki de öyle bir şey değil.Uzayda dolaşmak için kıyafetlere ihtiyacımız vardı bizde rus pazarından eskiyen bu kıyafetleri aldık ve baya da bir para harcadık.Biraz düzeltme ve tamir ile Mars yüzeyine uygun hale geldi kıyafetler. İnanın bana son 2 ayımı bir su tankından yürüyüş egzersizi yaparak geçirdim” “Yani aslında Mars’a ayak ilk basan insan sizlerdiniz.” “Sizi ilk karşıladığımda söylediğim gibi bu kişiler sizlersiniz. Görkem ve ben bu konuda uzun uzun düşündük bu kadar yol gelen ve emek veren sizlerden bu şerefi almak emeğinize saygısızlık olurdu. Hepimiz bilim adamlarıyız gerçek emeğin değerlerini bilir ve takdir ederiz .Hem ilk ışınlanan kişi olmak insana yeterli bir onur. Öte yandan sizin uzay aracınız olmasaydı size kilitlenip ışınlanma kapısını açamazdık, belki “meraklıya” kilitlenmeyi deneyebilirdik ama kim bilir o nerededir bu çölde. Bu bir anlamda sizin de başarınız o yüzden.” Ikarusz III ekibi üzerine garip bir hüzün çökmüştü. Ölümü bile göze alan bu ekip şimdi garip bir “başarısızlık” hissiyle yüzleşiyordu.Telsizdeki bu sessizlik Olya’yı harekete geçirdi. “Aaa…hadi ama üzülmenizi gerektiren bir şey yok büyük iş başardınız şimdi sadece geri dönüş yolculuğunu yapmayacaksınız o kadar. Ayrıca artık gidebileceğiniz, ayak basabileceğiniz bir sürü gezegen olacak diye tahmin ediyorum.”
“Nasıl geri dönüş?!” “Buraya boşuna ışınlanmadık, sizi alıp eve geri döneceğiz, 3.5 yıl daha o sıkıcı konservede kalmanıza gerek yok. Bu şekilde bizim çalışmalarımız da herkes tarafından görülmüş olacak.Hadi bakalım tüm eşyalarınızı alın ve ışıkları kapatın”diye güldü Olya radyo üzerinden. “Bunu herkesin görmesi lazım kaptan yayını tekrar açıyor ve gönderiyorum”dedi Enrico ve hiçbir cevap beklemeden yayını açtı. Sara ilk şoku atlatmış ve neşelenmişti. Olga ve Sara önden hoplaya zıplaya Mars’ın düşük yer çekiminde önden koştururken küçük bir Mars-roverını birleştirip arkalarından yavaş yavaş eşyalar ile gelen ekipte de moral iyi durumdaydı. Sara ileride bir mavi yarı içbükey bir merceği andıran bir mavi duvar gördüğünde duraksadı.Duvar neredeyse 30 metre çapındaydı.Rehberlerine döndü ve sordu; “Peki nereye gidiyoruz Olya, bu kapının öteki ucu hangi şehirde?” Olya sırıtarak cevap verdi “İstersen Görkem’in ilk makineyi çalıştırdığımızda verdiği cevabı vereyim “Bize Her Yer Trabzon!”.
Son

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Sorry - Comments are closed

Video

Kategoriler